Header Ads

Süleymanlılar Cübbeli Ahmed Hocayı neden sevmezler?

Süleymanlılar Cübbeli Ahmed Hocayı neden sevmezler?

HAYIR, SÜLEYMANLILAR SENİ SAMİMİYETSİZLİĞİN YÜZÜNDEN SEVMEZLER.
Yıllardır türlü rezilliklerle ismi anılan, en son "yakmayan kefen" tartışmalarında birbirini yalanlayan açıklamalar ve sahih olmadığını bildiği uydurma hadisleri bilerek aktarması ile gündeme gelen "Cübbeli Ahmet Hoca" diye anılan Ahmet Mahmut Ünlü, o meşhur dilini, Süleymanlılara ve Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerine de sürtmüş... Biz dilini sürttüğü yerden müstahak olduğu tokadı yemeden önce bir kaç cümle ile karşılık vermiş olalım istedik...
Önce videoyu hakkaniyetle karar verip gerçeği meydana çıkartmak niyetiyle bir izleyin ve sonra da videonun altındaki açıklamayı okuyarak gerçekleri görün!






1- Videoda bahsettiği ve soy adı Yağcı olan hoca, Sultanbeyli'de görevliydi. Cübbeli'ye yaptığı bu ziyaretten sonra görevinden alındı. Yolumuz ve büyüklerimiz, hiçbir zaman bozuk yolları, manevi yol kesici eşkıyaları muteber gösterecek hareketler sergilemedi. Yağcı'nın hareketi münferit/kişisel bir hareketti ve hak ettiği karşılığı buldu. Gereken tedbir hemen alındı. Yolumuz onların yolları gibi - çok af edersiniz - başı kıçı belli olmayan bir yol değil.



Yolumuz, onların yolu gibi, insanların manevi duygularını sömürerek ve dünya ve ahiret saadetlerini hüsrana uğratarak nefsani hareketlerin sergilendiği, ego tatmin edildiği, riyakarlık sergilendiği, otel salonlarında saatlerce yalana ve menfaate dayalı sahte müceddidlik tiyatrolarının sergilendiği, meşhur dolandırıcıların otelinin temel atma töreninde kitap imza günü yapıldığı ve menfaat ekseninde dönen bozuk ve sapkın ve aşağılık bir yol değil. Bizim yolumuz Nakşibendi tarikatının Müceddidler kolu ve başımızda manen hakiki bir müceddid, zahiren de hakiki İslam alimleri ile idarecileri var. Herkes bu çizgiyi iyice ayırt etsin.


2- Cübbeli de çok iyi biliyor ve her zaman işine gelmeyeni bilmezden geldiği gibi bu gerçeği de söylemiyor ki, Mevâhib-i Ledünniye isimli muteber eserde peygamberimizin 400 ismi zikrediliyor. Peygamberimizin, kendisinin çok sayıda güzel ismi bulunduğuna dair sahih hadisleri de mevcut ve Cübbeli bunu işine gelmediği için gizleyip, bu kadar açıkça meydanda olan bir hususu bir de alaya alıyor.


Ayrıca, ahir zamandan haber veren hadis-i şeriflerin, sırran bildirilen ve mecaz bulunan hadisler olduğu apaçık meydanda. Böyle olmasa usule muhalif olur ve ahir zamanda bu hadisleri okuyup kolayca anlayan, kastedilenleri kesinlik derecesinde kavrayabilen insanlar, hiçbir şeye aldanmazlar ve hayatın akışına, insanın imtihanına müdahale edilmiş olur. Hadis-i Şerifte "Deccalin alnında kafir yazacak, herkes bunu görecek" buyruluyor. İnsan hiç düşünmez mi bu gerçek anlamında kastediliyor olsa, burada bir mecaz ya da sır olmasa, deccalin alnında herkesin görüp okuyabileceği gibi kafir yazsa, deccale bir kişi bile aldanır mı?


Peygamberimiz (s.a.v.) "Bana az kelime ile çok derin manalar anlatma sanatı öğretildi." buyurmuş. Cübbeli gibi medrese usulü ile ilim okumuş birisinin çok bilinen bu hadislerden ve bu usullerden habersiz olma ihtimali de söz konusu değil iken geriye tek bir ihtimal kalıyor: Samimiyetsizlik...


3- Cübbeli'nin Türkiye'nin İslam/şeriat devleti olduğuna dair sık sık yaptığı ilimden, samimiyetten ve ilim adamlığından uzak talk showcu misali konuşmaları ve sonra sıkıştığı başka sorular karşısında (mesela AKP'ye oy verilir mi? sorusunda) "İyi ama Türkiye islam devleti değil ki, İslami esaslarla yönetilmiyoruz ki" şeklinde birbirini yalanlayan ve samimiyetsiz açıklamalarının videolarına bir kaç tıkla ulaşılabiliyor. Müceddid ilan ettiği kendisi gibi samimiyetsiz Mahmud Efendi'nin küfür sistemine bağlı diğer partilerden hiçbir farkı bulunmayan aynı tüzüğe sahip aynı yeminleri eden Refah partisini yıllarca bu millete "İslami parti" diye yutturduğu da biliniyor. Şunca senedir yaptığımız hizmetlerden sonra, bu bozuk yola bağlı sözde alimlerin anca anca "Dikkat edin bu sistemi benimsemeyin. Partileri İslami parti ilan etmeyin. İmani tehlike var." dedikleri de görülüyor.


Cübbeli'nin başka ilmi meselelerde de sarf ettiği birbirini yalanlayan onlarca açıklamasına ulaşmak mümkün. Ayrıca daha önce karşı durup mücadele ettiği çevrelere, cezaevinde iken amiyane tabirle bağlama çalıp serbest kaldığını, çıktıktan sonra da o eski esip yağıp gürleyen halinden eser kalmadığını, dostlar alış verişte görsün kabilinden ara ara tiyatro sahnelediğini de göz önünde bulundurmak gerekiyor.


4- Hizmetlerini ve cihadını hafife hatta alaya almaya çalıştığı Süleyman Efendi'nin sağlığında, Cübbelinin kendi şeyhi ve dönemin müceddidi gördüğü Ahıskalı Ali Haydar Efendi, tam 25 yıl korkudan tiril tiril titreyerek evinden dışarı çıkamamış, Sabetaycı Adnan Menderes'e hayır dualar etmiş, "Beş vakit namazımızın ardından Menderes'e dualar edeceğiz" demiş kendini mürşid ve müceddid zan eden şaşkının biriydi.
(Bakın bu derece istikametten çıkarak arkasından beş vakit dua ettikleri Adnan Menderes ne derece çirkin birisiydi: wwww.GercekAdnanMenderes.blogspot.com)

Osmanlı'da 1800'lerin başında başlayıp 1839 Tanzimat Fermanı ile resmileşen dinsizleşme ve şeriattan uzaklaşma akımının bir neticesi olarak 1900'lerin başında Sabetaycıların bu millete son darbeyi vurma gücünü bulup çağdaşlaşma ve yükselme, özgürlük ve eşitlik maskeleri ile kıran kırana bir mücadele verdiği ve kesin sonuca ulaşmak istediği zamanlarda, evinden 25 yıl çıkamayan sözde Müceddidlerin aksine meydanda sadece Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) vardı. Nerede ise bütün bir toplumun tamamen dinsizleştirilmesi, Türklükten ve Müslümanlıktan uzaklaştırılması planlarını bozan tek kişiydi. Bunun için ne bedeller ödediğini, o zamanda neler yaşandığını, hatta 1950'lerde ve 70'lerde bile bu milletin ne feci bir halde olduğunu cübbeli 3-5 yıl öncesine kadar bile bilmiyor ve sohbetlerinde cahilce yorumlar yapıyordu. Bu dönem boyunca Akademi'yi sıklıkla ve dikkatle takip ettiği belli olan ve bazı meselelerde ister istemez kanaatini değiştiren Cübbeli, hala daha samimiyetle hareket edip gerçekleri tam anlamıyla kabul etmeye yanaşmıyor. Zira bu durumda ne Ali Haydar Efendi, ne 1998'den beri ilaç tedavisi kullanan akıl hastası Mahmud Efendi, ne mürşidlik oyunu, ne müceddidlik tiyatroları, ne sömürü çarkı, ne oteller, ne TV de talk show imkanları kalır ve daha ne rezillikler meydana serilip milyonlar tarafından duyulur. Sokakta gören bunlara selam vermez.


İnsan korkudan onlarca sene evinden bile çıkamayıp en yakınlarına bile ilim öğretmezse (ki Mahmud efendi bile ilmini Ali Haydar efendi den almamıştır.) işte böyle 5816 sayılı Sabetaycı Atatürk'ü koruma kanununu bile çıkartan bir Sabetaycı olan Menderes'e hayır dua edecek kadar yoldan çıkar, gerçeklerden uzak kalır. Menderes'in akıl almaz boyuttaki rezilliklerini, çirkinliklerini, sapkınlıklarını ve İslam düşmanlığını da bilmez. Onu kimin getirdiğini de kimin astığını da bilmez.


Böyle sözde müceddilerin ve mürşidlerin peşlerinden giden sözde hocalar ve diğer kutta-i tarikler(manevi yol kesici eşkıyalar) ise böylece insanları hakiki istikametten ve Nur'un hakiki vesilesi olan gerçek Mürşid'ten men ederler. Dağlar kadar değil, gezegenler kadar değil, güneş sistemleri kadar değil, galaksiler kadar değil, bütün bir feza kadar vebalin ve ateşin içinde kalırlar yarın ahirette... Kutta-i tarik olmanın, manevi yol kesiciliğin vebali öyle basit midir?


Takip edin görün, yüzünde bir gram nur bulunmayan ve her geçen gün daha da şekli atan Cübbeli'nin o dilini uzattığı makam, ona cezasını mutlaka keser. Zahirde bir başka sebep görünür, ama batında tokadını yiyeceği yer bellidir.


Allahü Teala, cümle Ümmed-i Muhammed'i(s.a.v) kutta-i tariklerin şerrinden muhafaza buyursun.


Şu Türkiye'yi İslam devleti ilan edebilen sözde hocaları tahkir edip suratına tükürene, şer'an (İslam hukukuna göre) ceza verilmez.


Mevâhib-i Ledünniye'de geçen isimleri nette aratarak bile bulabilirsiniz.

Blogger tarafından desteklenmektedir.