Header Ads

Cemaat evi mi, genel ev mi? Gülen'in yurtlarında neler oluyor? Kızlar perdeleri açıp çıplak mı dolaşıyorlar?

cia ajanı fethullah gülen, Fethullah Gülen, fethullah gülen kitapları, gizli kardinal, gizli kardinal fethullah gülen, gülen cemaati,


Cemaat evlerinde, yurtlarında kalanların disiplin adına ne kadar baskı altında olduğunu biliyorduk, duyuyorduk ama okul hayatının çoğu oralarda geçen Filiz’in anlattıklarını duyunca “bu kadar da olmaz”demekten kendimi alamadım.
Doğrusu o tarz söylentileri eskiden beri duymama rağmen, çok da emin değildim. Zira tam bizim evin karşısında beş katlı bir cemaat yurdu vardı. Ünlü bir yazarın adını taşıyan yurtta kalan kızlar, özellikle geceleri çok gürültü yaparlar, bütün mahalle kızların gece iki-üçlere kadar süren gülüşmelerinden, yüksek sesle konuşmalarından, şamatalarından rahatsız olurlardı.
Hatta zaman zaman pencereler açılır, “Sabah işe gideceğiz yeter artık”diye komşulardan bağıranlar olurdu. En çok şikayet edenler Yalçın abi, Suzan teyze ve memurluk yapan İnci ablaydı. Bu bağırışlardan sonra bir süre sessizlik olur, on dakika sonra kızların kahkahaları, şen şakrakları daha da çoğalırdı. Kaç kez polis çağrıldı, birkaç kez geldiler uyardılar ama pek değişen olmadı.
İşin garibi bizim üçüncü katın karşısına düşen katta yabancılara benzeyen açık kızlar vardı. Yazın pencereler ve perdeler açık olduğundan neredeyse çıplak diyeceğim kızların olması garibime gitmişti. Bazı evlerin penceresinden erkekler baktığında kırıtmaları sırıtmaları da olunca, “burası acaba gerçekten cemaat evi mi ki?” diye düşünmeden edemedim.
Bu yurdun bir ev yukarısındaki apartmanın üçüncü katında da Cemaat’e ait kızların kaldığı bir daire vardı. O evin karşısındaki evde duran Hatice abla, bir gün isyan eder gibi bize anlatmıştı. “Bunlar nasıl dindar insanlar, nasıl Müslüman kızlar. Pencereleri perdeleri açıp evde çıplak çıplak dolaşıyorlar. Hepimizin kocası, oğlu var, utanmıyorlar da..” diye dert yanmıştı.
Bizim evin karşısındaki yurtta kalan kızların yurda girip çıkarlarken ellerinde Zaman gazetesi, Sızıntı dergisi, Fethullah Gülen’in Sonsuz Nur kitaplarını, Said Nursi’nin Risalelerini, cevşenleri, tesbihatları ve NT poşetleri görmesem, bu yurdun cemaat yurdu olmasından şüphe edeceğim.
Kaldı ki, yurttaki kızlar hükümetle kavga etmeden önceki dönemde mahallede herkesi yurda, yakınlarda bulunan kültür merkezlerine dini sohbetler için davet ederler, Zaman gazetesine abone etmek, himmet toplamak için uğraşırlardı.
“CEMAATE YARDIM ETMEYİNCE YA GÜNAHA GİRERSEM?”
Yine Hatice abla anlatmıştı. Yurttakilerin daveti üzerine kültür merkezine gitmişler. Orada sohbet veren adam, sahabe hayatlarını Fethullah Gülen gibi anlatmış, konuşmanın sonunda “Herkes üstünde ne var ne yok çıkarsın Allah rızası için” demiş. Kimi para, kimi altın çıkarmaya başlamış. Hatice ablanın yanında bulunan diğer komşularımızdan Özlem abla da üstünde para olmadığı için kulaklarındaki küpeleri çıkarmış ama Hatice abla, “Napıyorsun komşu, senin kocan işsiz asıl sizin yardıma ihtiyacınız var, tak küpeleri yerine” diyerek engellemiş. Özlem abla, “Ya günaha girersem, ya Allah yardım etmedim diye kocama iş vermezse..” dermiş saf saf.
Neyse diyeceğim, cemaat evleri şöyle sıkı, böyle baskıcı derler de, bizim evin karşısındaki yurt pek öyle bir yere benzemiyordu.
Meral ve Güler’le Üsküdar sahilinde buluştuğumuzda, yanlarında Filiz de vardı. Arkadaşlarıymış. Bir kafeye oturup sohbet ederken cemaat kızlarından, cemaat evlerinden bahsedilince, ben yukarıda bahsettiğim şeyleri söyledim.
Meral, “Sen Filiz’e sor onları. Kendisi okul hayatı boyunca yurtlarda kaldı.”
Yeni tanıştığımız Filiz 27 yaşlarında, evli ve üç yaşında kız çocuğu olan genç bir anne. Çok bakımlı, çok güzel ve sevimli bir kız.
Uşak’ta okumuş üniversiteyi, eniştesinin tavsiyesiyle de cemaate ait yurda girmiş. Ablası Nurcu, eniştesi Süleymancıymış. Eniştesinin bir arkadaşı cemaattenmiş, onun tavsiyesiyle yurda gelmişler. Yalnız Süleymancı olan eniştesi şöyle bir taktik vermiş.
“Sen çok güzel bir kızsın. Erkeklerden rahat bulamazsın. O yüzden parmağına bir yüzük takalım, seni nişanlı sansınlar. Böylece rahat edersin.”
Enişte meğer en kötü taktiği vermiş. Gerisini Filiz anlatsın.
“Annem babam ve ben yurda geldik. Ücretti, şuydu buydu konuşuldu. Kayıt yapacaklar. Evrakları aldılar, bir süre beklememi söylediler. Annem ve babam yakınlardaki pazarı dolaşalım sen bekleyedur deyip çıktılar. Yurt görevlileri evrakları önüne alıp bir şeyler yazarken, nedense biri parmağıma baktı ve diğeriyle fısıl fısıl konuşmaya başladılar. Bir evraklara, bir bana bakıyorlar, durmadan fısıldıyorlar. Herhalde evraklarla ilgili konuşuyorlar sandım. Sonra biri, yan odaya çağırdı beni. “Güzelim kusura bakma, senin parmağında yüzük var biz yurda nişanlı kız almıyoruz prensip gereği” dedi. Tabii şok geçirdim. Aslında nişanlı olmadığımı, erkeklerden korunma niyetiyle yüzük taktığımı söyledim. İnanmadılar. Anneme telefon açtım, hemen geldiler, olayı anlattılar. Zor bela ikna olup, kaydımı yaptılar.”
CEMAAT ABİLERİNİN ÇOĞU ZENGİN AİLE DAMADIDIR
“Nişanlı olunca ne oluyor ki?” dedim.
“Bizde bir türlü anlayamadık ilk başta. Onlar bir yıl boyunca hep sordular gerçekten nişanlı mıyım değil miyim diye. İkinci senede sormadılar artık. Cemaate ait yurtlarda, evlerde erkekleri bilmiyorum ama kızların nişanlı olması yasak. Zaten çok yasak var. Erkeklerle konuşmak, sinemaya, kafeye gitmek, onlardan not almak, kantinde tek başına durmak filan hep yasak. Ama herkes mutlaka Zaman gazetesi, Sızıntı dergisi abonesi olma ve her ay dört Zaman gazetesi abonesi bulma mecburiyetinde. Fethullah Gülen’in kitaplarını almak, o kitaplarla sohbet etmek ve başkalarına kitaplarını satmak da mecbur.”
“Nişanlı kızların alınmamasını ilk başta anlayamadık dedin. Sonra anladın mı peki?”
“Evet. Anladım. Görünürde ‘nişanlı kız nişanlısıyla ilgilenir, görüşür, hizmet için gereken çabayı harcamaz’ bahanesi var ama aslında öyle de değil. Birinci sınıftaki kızların resimlerini alıyorlar, dördüncü sınıfta okuyan cemaatten erkeklere veya cemaat ağabeylerine gösteriyorlar. Kız çok güzelse veya çok zenginse, cemaatin has dairesindeki erkeklerden biriyle evlenmesini sağlıyorlar. Biraz araştırın cemaat ağabeylerinin eşleri ya çok zengindir, ya çok güzeldir. Bu yolla çok evlilik yaptılar. Güzel ve zengin kızları başkaları kapmasın derdindeler. Cemaatin has dairesinde olan erkekler, genelde zengin ailelerin damadı oluyorlar. Yurttaki kızlar birinci sınıfta olayı pek anlayamıyor ama zaten bir iki senede kızlar belli bir şekle girip cemaate yatkın olunca, önerilen erkeği kabul ediyor. Bana da çok önerdiler birkaç kişiyi fakat zaten hazzetmediğim için kabul etmedim. O kadar yalvardılar, dil döktüler, geleceğim için bir sürü vaatte bulundular aldırmadım.”
İlginç bir sistemmiş,” dedi Güler.
“Dördüncü sınıftayken yurtta kalan Hande diye bir arkadaşımız vardı, ikinci yarıda biriyle nişanlanmış. Kız tam tipik bir fedakar cemaat mensubu. Ev ev, kapı kapı gazete abonesi için çalışır, kamplara gider, dersler yapar, koşturur durur. Bu kız nişanlı olduğunu gizliyordu fakat nasılsa duydular. Yarım dönem kalmasına rağmen arkadaşımıza acımadılar ve yurttan çıkardılar. O çıktıktan sonra, üçüncü sınıftan bir kız açıkça nişanlandı, ona hiçbir şey demediler. Çok kızdık, sinirlendik bu haksızlığa. Ablalar, haklısınız ama kızın babası cemaatin hatırını kıramayacağı biri dediler. Sonradan öğrendik ki, kızın babası çok zenginmiş. Her şeyleri çifte standart.”
“Peki bizim evin karşısındaki yurt ne öyleyse, açık saçık kızlar dolanıyor, gece yarılarına kadar gürültü yapıyorlar?” dedim.
“Yaz ayı olduğu için, gelen giden misafirlerdir onlar. Anadolu’dan gelen varlıklı ailelerin kızlarıdır muhtemelen ya da yurt dışından gelen misafirlerdir. Hatırları kırılamayacağı için seslerini çıkaramıyorlardır.”
Ya, insan neler öğreniyor...
Asiye Güldoğan
asiyeguldogan@hotmail.com 
twitter: @AsiyeGuldogan

Blogger tarafından desteklenmektedir.